temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25713

ben bir hayat kadınıyım.

17713


lab raporu yazarken çürüdüğüm gecelerden birinde huzursuzluktan fotoğraf makinesine dadanmıştım. iyi etmişim.

25701

2001 yılındayız. aylardan temmuz. handan ablam ve nurdan ablam ayrancı'da, hoşdere üzerinde bir evde kalıyorlar. evin salonunun kocaman pencereleri ve pencerelerinin hemen arkasında epey geniş, fakat bir o kadar bakımsız bir balkonu var. evi güzelleştirmek istiyor ablam. bir hafta sonu üç kardeş birlikte ulus'a gidiyoruz. adını şimdi bile bilmediğim sokaklarda yürüyüp bir sürü dükkana giriyor, perde dikmek için rengarenk tüller, kumaşlar alıyoruz. ardından kocaman bir iş hanına gidiyoruz. şimdilerdeki yapı market sevgime sebep olan nalburlar var içinde. elektrikli testere, korniş, vida, çekiç, branda, vernik... her dükkanda çeşit çeşit eşya var.

nemden kabarmış, pul pul dökülen mutfak dolaplarını yenilemek için yapışkanlı kaplama kağıdı arıyoruz dükkan dükkan. ablamın ne kadar para harcadığından habersizim. ev yenilemenin ne kadar masraflı olabileceğinin farkında olmadan, küçük bir sanat projesi hazırlıyormuş gibi kurcalıyorum bütün kağıtları. en doğru deseni bulmak için bir nalburdan çıkıp diğerine giriyorum. on iki yaşında olmamın diğer insanlar tarafından ciddiye alınmamam için bir sebep olduğunun farkında değilim pek. yetişkin gibi konuşuyorum dükkan sahipleriyle. kırmızı beyaz, kareli, klasik bir mutfak masası örtüsü desenine takılıp kalıyorum. bütün o güllü dallı, pembeli morlu karmaşanın içinden tam istediğim şeyi bulabildiğim için mutluyum.

gereken her şeyi satın almak bir günümüzü harcıyor. çok yorgun olmamıza rağmen aynı akşam eve dönüp dolapları kaplamaya girişiyoruz nurdan ablamla. başlarda pek keyifliyiz. müthiş bir özenle kaplıyoruz dolapları. tek bir hava kabarcığı bile bırakmamaya çalışıyoruz. saatler geçip yorgunluğumuz arttıkça gösterdiğimiz özen de azalıyor. yaptığımız en kötü şakalara bile gülüyoruz yorgunluktan.

biz mutfak dolaplarını kaplarken handan ablam balkonu temizliyor. minderler yerleştiriyor. her şey bitince balkona atıyoruz kendimizi. hava kararıyor. yaz akşamlarına özgü o tatlı serinlik başlayınca birbirimize sokuluyoruz. handan ablam bize kitap okurken kafamı ablamın bacağına koyup uzanıyorum.

mutluyum.

uyuyakalıyorum.

31712

bugün dersten çıkıp barakaya gittim ve 15:28'den beri ebay senin amazon benim lo-fi fotoğraf makinesi araştırıyorum. saat şu anda 00:46 ve ben arada geçen 9 saat 18 dakika içinde müthiş bir trans hali içinde bilgisayara bakmak dışında hiç bir şey yapmadım. yani aslında yaptım ama yaptığım şeylerin hepsi o kadar saat boyunca bilgisayara baktığım gerçeğini değiştirmeye yetmeyecek kadar önemsiz şeyler olduğu için sussam daha iyi.

30712

bugün odanın kapısının önüne kilim niyetine larp perdelerini serip kucağıma laptopımı alıp facebookta zevzeklik yaparak topluluk tarihinde bir ilki gerçekleştirdim. yaz okulunda olabilirim ama yazlıkçılığımdan ödün verecek değilim!

29712

perşembe günü sınavdan çıkınca derslere küçük bir mola verdim, o zamandan beri yaz okulunda değilmişimcesine tatil yapıyorum. yapıyordum. şimdi fark ettiğim üzere hala çekilmesi gereken iki haftalık çilem var. bu üç günü bulutların üzerinde geçirdikten sonra bir anda kurak ankara bozkırına düştüm ya, artık bir türlü geçmez o iki hafta. gerçi o kadar da kötü değil. havuzda çektiğim eğlenceli fotoğraflara tutunarak beklerim ben.

28712

canım suşi çekiyor. onur'un doğum gününde açık büfe menüsündeki her şeyden biraz yiyip tıka basa doyduktan sonra her ay mutlaka gidelim dediğimiz şahane restonrat tao'ya tekrar GİDEMEDİK. fotoğraflara her bakışımda kahır doluyor olmam o günleri özlediğim için mi yoksa sadece suşi yemek istediğim için mi bilmiyorum. üstelik yalnız da değilim, az önce abdullah rezervasyon yaptırmak için arayıp cevap alamayınca tao'nun kapanmış olabileceğini düşünüp baya üzüldü. üzülmek için bahane arıyor da olabiliriz, emin değilim, ama TAO KAPANMASIN!