311214

2014'ün son acroyoga seansı pek verimli geçti. toplamda sekiz kere düşerek kişisel rekorumu kırdım.




241224

hayat hikayem.

bilinmeyen adanın öyküsü - josé saramago

"kadının uykuya dalıp dalmadığını merak etmiş, sonra onu teknede aradığını ve hiçbir yerde bulamadığını, devasa bir gemide birbirlerini kaybettiklerini hayal etmişti, rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzakta kişileri kavuşturur, kadın birkaç metre ötesinde uyuyor olsa da adam ona nasıl ulaşacağını bilemez, oysa ne kolaydır iskele tarafından sancak tarafına geçmek."

"kadının asıl canını sıkan nokta, erzak dolabında tek bir lokma yiyeceğin bulunmamasıymış, sarayda kırıntıyla idare etmeye alışık olduğundan kendisi için değil, tekneyi teslim alan adam için endişeleniyormuş, birazdan güneş batacak ve adam karnı açlıktan kazınarak tekneye gelecekmiş, çünkü işten evlerine dönen erkekler, midesi olan ve karnını doyurması gereken varlıkların sadece kendileri olduğunu zannederler."

"beğenmek sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek."

"kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir."

"tekneler olmasa sen bir hiçsin, oysa tekneler sen olmasan da rahatlıkla denize açılabilirler."

151214

okuduğum bütün kitaplar sevmeyi öğretmek için yazılmış sanki.

kazanan yalnızdır - paulo coelho

ruhunu arındırmaya ihtiyacı vardı, o yüzden de ona her zaman yol göstermiş olan dört güce başvurdu: sevgi, ölüm, güç ve zaman. tanrı tarafından sevildiğimiz için sevmeliydik. yaşamı doğru biçimde kavramak istiyorsak, ölümün bilincine varmalıydık. gelişmek için mücadele etmeliydik, ama mücadele ederken kazandığımız gücün tuzağına düşmeden, çünkü böyle bir gücün değeri olmadığını biliyorduk. son olarak da, ilahi ruhumuzun, tüm fırsatları ve sınırlamalarıyla zamanın ağına takıldığını kabullenmeliydik.

291114

doktora başvurumu NİHAYET tamamladım. altı okula başvuracağım derken azalta azalta öyle bir yere geldim ki, "ben başka okula gitmek istemiyorum ya!" diyip en son sadece stanford'a başvurdum. kafam rahat. ocakta da odtü'ye mastera başvuracağım. gerisini onlar düşünsün!

şeker portakalı - jose mauro de vasconcelos

"çocukların yatma saati geldi." dedi.
böyle söylerken yüzümüze bakıyor ama bu gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu. hepimiz büyüktük. küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.

231114

bugün çok tatlı bir hayal kurdum. bir kumbara yapıp her gün içine bir lira atıp gerekli para birikince hac görevimi yerine getiricem, and by hac i mean to see the northern lights. özünde yılda üç yüz altmış beş lira baya az gibi duruyor ve her gün bir lira atma zahmetine bile değmezmiş gibi sanki. ama yoo dostum, mesele gitmek için kaç yıl beklemek gerektiği değil zaten. mesele o düşünceyi her gün canlı tutmak ve bir gün gerçekten gitmek. that's all. bugün niye böyle yarı türkçe yarı ingilizce yazdım bilmiyorum. hadi biraz da italyanca olsun o zaman. ciao!

161114

ağzımda parfümünün acı tadı kalmış.

151114

başvuru sürecini nasıl atlattın diye soran olursa "yavru bir fil gibi" diye cevap vereceğim.

141114

bana el kol yapın.

121114

hayatımda ilk defa kan verdim bugün. iğneli, kanlı olaylardan genel olarak çekiniyorum. test için verilen iki tüpte bile fena olup yarım saat uzanıp dinlenmem gerekiyor. daha önceki kan verme denemelerim kanımdaki hemoglobin miktarının yetersiz olması sebebiyle reddedilmişti. ben de sevinsem mi üzülsem mi bilemeden geri dönmüştüm. bugün yemekhaneden çıkıp endüstri mühendisliği önünde park eden kızılay kan toplama aracını görünce hadi bir kere daha deneyeyim deyip hafif çekinerek gittim ve şaşırtıcı bir şekilde kan değerlerim normal çıktı. şimdi başım biraz dönerek ofiste dinleniyorum. kan verme süreci boyunca epey gerilmiş olsam da nihayet kan verebilmiş olmanın sevincini yaşıyorum. dört yüz yirmi mililitre. düşününce bir şişe su bile etmiyor. ne acayip. ama çok sevdim, üç ay sonra tekrar gideceğim.

31113

"ben ağaç dikmeye gidiyorum." diyip çıkıp gitmiştim.
o da evde kalıp şiir yazmıştı.
aylardan eylüldü.
ağaçlarımızı kesmişlerdi.

261014

sabah bu ufaklıkla karşılaştıktan sonra dksk ile atakuleden elmadağ'a yürüdük. yaklaşık 20 kmlik rotayı 4 kere mola vererek toplamda yedi saatte tamamladık. yıllardır "dağları görmek istiyorum gandalf, dağları!" diyordum, bir önceki yaz likya yolu, şimdi elmadağ, haftaya ışık dağı derken nihayet susuzluğumu gideriyorum. peki neden mutlu değilim? bilmiyorum.

191014

181014

yalnızlığımı çok seviyorum. sadece bu yüzden bile mutlu öleceğim.

31014

sürgün verirken yaprak dökmek gerekiyor.

30914

toefl'dan 99 aldım.

27914

koca bir yaz daha geride kaldı. toefl ve gre de öyle. bir hafta sonra toefl sonuçlarım belli olacak. en az 100 almam gerekiyor. dün gece rüyamda sınav sonucumun 140 olduğunu öğrenip "ohh be boşuna gerilmişim, zaten her türlü geçiyormuşum, ehehe" dedim. sabah uyanınca sınavın 120 üzerinden olduğunu hatırlayıp bu konuda kendimi fazla gerdiğimi fark ettim. AMA NASIL GERMEYEYİM. neyse. gre'nin verbal kısmından 152, quantitative kısmından 157 aldım. o açıdan kafam rahat. quantitative kısmında düşündüğüm kadar iyi değilmişim yalnız. AMAN, DERDİM O OLSUN.

şimdi eymire gidiyorum. eymir çok güzel. eymiri sevin.

31814

burayı bir süredir koşu günlüğü olarak kullandığım için İYRENÇ YABIŞ YABIŞ bir şeye dönüşmüş. buralar komple soyunma kabini kokmadan önce bir şeyler yapmam lazım.

20814

bugün cemal süreya parkında parkurda koşayım dedim ama koştuğum dört turun ardından intihar etmemek için markette sığındım. parkur koşmaktan keyif almadığımı keşfettim keşfetmesine de bu parkur hem kısa hem de akşam saati ve mahalle arası olması sebebiyle bolca sol şerit işgal eden ve önüne arkasına dikkat etmeyen insan doluydu. kenarda oturup biraz sakinleşip şimdilerde favorim olmaya başlayan ayrancı sıhhiye arasını koştum. yarın biraz daha erken çıkıp operaya kadar gideyim diyorum. bir sonraki gün de ulusa giderim belki ha? uf çok çılgınım. ULUSTAN KORKMUYORUM. ULUS BENDEN KORKSUN.
yolda minik bir taciz vakası oldu ama ben artık standartlaşmaya başlayan kükremem ile yine tacizciyi teşhir edip galibiyetle olay yerinden ayrıldım. tacizciden gelen özrü de alıp madalya niyetine takıp geziyorum. ataerki götümü yesin.

19814

geçen yıl ağustos ayında tunç'la likya yolunu yürümek için antalyaya gitmiş sonra kendimizi batı anadolu turu yaparken bulmuştuk.

18814

beni böyle sevin.

10814

sabah ayrancıda oy verdim. öğleden sonraysa ato congressium'da sandık görevlisiydim. oy saydık, muhabbet ettik, sandığı teslim ettik derken ne kadar genç olduğumu fark ettim. insanların çocukları falan var. çok ilginç. yani tamam, ablamın da çocuğu var ama aynı şey değil. o ablam sonuçta. ablaların çocuğu olur. neyse. at gibi yorulmuş olmama rağmen çıkıp koştum. az da olsa hiç koşmamaktan iyidir deyip kendimi avuttum. ilk gün zar zor yarı koşup yarı yürüdüğüm rotayı rahatça aralıksız koşunca omzuma bir öpücük kondurdum. aferin dedim. pekiyi verdim.

2814

yeni-bir-şeylere-başlamazsa-ölecek hastalığından muzdarip olduğum için yine rahat duramadım, koşmaya başladım. annem sık sık "kurtlu musun?" diyor, ankara üniversitesi psikiyatri bölümü ise dört yıl önce dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı koydu. ben bu durumu biraz heyecanlı ve genel olarak da mutlu bir insan olmama bağlıyorum. halimden oldukça memnunum.

1814

herkes biraz böyle.

28714


bayramda el öpmek yerine kara bigada denize girdik ailecek. bayram aslında böyle bir şey olmalı.

27714

çocukken aynı bahçede oyun oynadığımı düşününce çok şaşırıyorum.

24714

kadehlerimizi yaşama kaldıralım o zaman, hep birlikte mutluluk içinde yaşamaya!

18714

araştırma görevlilerinin olduğu bir odada kendime ait bir kübikılım var. yeterince amerikan dizisi izlememiş olanlar için kübıkılın türkçesini aradım ama bulamadım. onlar çalışma masam varmış gibi düşünebilirler. bugünü ofiste keyif yapmaya ayırdım, ne makale okumakla ne de doktora başvurularıyla alakalı başka bir şeyle uğraşmayacağım. internetin acayip yerlerine girip güzel müzikler dinleyerek geçirdiğim güzel bir gün olarak hatırlamak istiyorum bugünü.

14614

ayh, notlar açıklandı ve yine çılgın bir performans göstererek elde ettiğim başarımı happy dinleyip minik popo hareketleriyle dans ederek kutladım. her ne kadar notlarımdan biri incomplete olduğu için academic record sheette görünmese de nihayet honour olabildiğim için apayrı mutluyum. 0.04'lerden nerelere geldiğimi görünce ben bile şaşırıyorum. mezun olmadan önce yapılacaklar listesinden iki madde silmiş oldum böylece. yine de incomplete olan ders için paper yazmam gerekiyor. işler güçler bitsin de eymire gidip minderlerde döne döne kitap okuyayım diye hayal kuruyorum şimdilik.

21514

"happiness is the settling of the soul into its most appropriate spot."
- aristotle

benimki de yerini pek sevdi.

25414

kafamın içi yine yığınla farklı konuyla dolup taşıyor. bir yandan staj, bir yandan quidditch topluluğu, bir yandan eğitim aktivizmi, hala fantastik kurgu ve fotoğrafçılık derken dört bir yanımı sevdiğim şeylerle sardım. meşgul değilim, mutluyum.

15414

quidditch topluluğu için logo yapılması gerekiyordu ve dürttüğüm insanlar bir türlü istediğim cevabı vermemişti. sonra bir baktım adobe illustrator kullanmayı öğrenmişim.


16314

geçen yıl mart ayında derdimiz neydi de barakayı temizlemeye gittik anlayamıyorum şimdi. sevmiştik herhalde. pek sevilmemiştik gerçi.

1314

stajı henüz başlamış, mezuniyetine sayılı dersi kalmış bir kimya öğretmeni adayı olarak pek heyecanlıyım. doktora için kurduğum hayallerin üstüne kat çıkıyorum. bir buçuk yıl önce de dediğim gibi; BEN ARTIK ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM. eğitim fakültesi dekanlığına önemle arz ederim.

22214

kütüphaneye kitap iade etmeyi unutmamın sebebi sonrasında yolladıkları şiirimsi maili görmekten usanmamam olabilir.

METU Library Circulation Notices
The following item(s) are still overdue.
Overdue charges are continuing to accrue.
Please return these item(s) and pay the fines associated
with these items.
Thank you.

14214

ben aşık olmak değil aşk olmak istiyorum. belki de sırf bu yüzden aşık olmak isteyenlere istediklerini veremiyorum.

9214

benim ilacım da buymuş. iyi geldi.

"her şey iyiye gidiyor. her şey kötüye gidiyor. hiçbiri birbirini nötrlemiyor. eninde sonunda düzensizliğin kazanacağı evrende, mutlu olmak adına bir şeyler yapmaya çalışıp duruyoruz. doğa gereği dağılıyoruz, doğamız gereği dağınıklığı toplamaktan keyif alıyoruz. kendinize iyi bakın. dağınık şeylere çok fazla can sıkmayın."

fareler ve insanlar - john steinback

"niye tavşanlar için böyle deli oluyorsun?" lennie bir yanıt bulabilmek için iyice düşündü. sonra ona tümüyle yaslanıncaya kadar çekine çekine sokuldu. "ben güzel şeyleri okşamasını severim. bir keresinde bir panayırda o uzun tüylü tavşanlardan görmüştüm. ne de güzeldiler. bazen fare bile okşadığım olur. tabii daha güzel bir şey bulamadığımda." curley'nin karısı ondan biraz uzaklaştı. "galiba sen delisin."

"hayır deli değilim," diye telaşla açıkladı lennie. "george deli olmadığımı söylüyor. ben sadece güzel şeyleri parmaklarımla okşamaktan hoşlanırım. yumuşak şeyleri."

30114

akıl insanı terk ederse deli,
insan aklı terk ederse meczup olurmuş.
artık delirmekten korkmuyorum.

27114

şu aralar hayattaki birinci amacım saçımı uzatmak, ikinci amacım da standford'da doktora yapmak.
sevgilerimle,
canan.