"benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."
okunacaklar listeme kaynak yapan yazarlar olmasa kitap okumak da sıkıcı olurdu zaten. böyle iyi. yaşar kemalli günler artık daha yakın.
201113
hayvan çiftliğini izleyeli neredeyse bir ay olacak. hüzzam var şimdi sırada kalbimi çarpıtan. öyle bir korkaklık ki, gözyaşlarım şimdiden içime akıyor.
yüzüklerin efendisi, iki kule - john ronald reuel tolkien
ent:
bahar kayın yaprağını açıp özsuyu yürüdüğünde dala;
ışık vahşi ormandaki dereye vurup rüzgar vardığında yamaca;
adımlar uzun,nefesler derin,dağ havası keskinken tam,
geri dön bana! geri dön! söyle, güzel değil mi ülkem!
enthanım:
bahar gelince bahçeye kıra,mısır yapraklanınca;
meyve bahçesinde tomurcuklar parlak kar gibi açınca;
yağmur ve güneş doldurunca hoş kokularla yeryüzü'nü,
kalırım burada, dönemem sana, benim ülkem de güzel çünkü.
ent:
yaz dünyaya yayıldığında, altın rengi bir öğlen vakti
uyuyan yaprakların çatısı altında,açılır ağaçların düşleri;
rüzgar batı'dayken, yeşil ve serinken orman sarayları,
geri dön bana! geri dön! kabul et, en güzel ülke benimki!
enthanım:
yaz gelip ısıtınca dalındaki meyveyi, kahverengiye çalınca yemiş;
saman altın rengi, başaklar beyaz, hasat köye gelmiş;
bal dökülmüş, elma olgun, rüzgar batı'da da olsa
benim ülkem en güzeli, kalırım burada güneşin altında!
ent:
kış gelince hiç acımaz,katleder tepeyi, ormanı;
devrilir ağaç, yıldızsız gece yutar güneşsiz günü;
rüzgar ölümcül doğu'dan eser; bense acı yağmurun altında
seni ararım, sana seslenirim, geri dönerim sana!
enthanım:
kış gelip de şarkı susunca, çökünce karanlık sonunda;
çıplak dal kırılıp, işler bitip, ışık solduğunda;
ararım seni, beklerim seni, yollarımız rastlaşana dek yeniden;
düşeriz yollara birlikte, acı yağmur yağarken!
birlikte:
batı'ya olan o yola düşeceğiz birlikte,
bir ülke bulacağız uzaklarda, gönüllerimizi huzura erdirmeye!
bahar kayın yaprağını açıp özsuyu yürüdüğünde dala;
ışık vahşi ormandaki dereye vurup rüzgar vardığında yamaca;
adımlar uzun,nefesler derin,dağ havası keskinken tam,
geri dön bana! geri dön! söyle, güzel değil mi ülkem!
enthanım:
bahar gelince bahçeye kıra,mısır yapraklanınca;
meyve bahçesinde tomurcuklar parlak kar gibi açınca;
yağmur ve güneş doldurunca hoş kokularla yeryüzü'nü,
kalırım burada, dönemem sana, benim ülkem de güzel çünkü.
ent:
yaz dünyaya yayıldığında, altın rengi bir öğlen vakti
uyuyan yaprakların çatısı altında,açılır ağaçların düşleri;
rüzgar batı'dayken, yeşil ve serinken orman sarayları,
geri dön bana! geri dön! kabul et, en güzel ülke benimki!
enthanım:
yaz gelip ısıtınca dalındaki meyveyi, kahverengiye çalınca yemiş;
saman altın rengi, başaklar beyaz, hasat köye gelmiş;
bal dökülmüş, elma olgun, rüzgar batı'da da olsa
benim ülkem en güzeli, kalırım burada güneşin altında!
ent:
kış gelince hiç acımaz,katleder tepeyi, ormanı;
devrilir ağaç, yıldızsız gece yutar güneşsiz günü;
rüzgar ölümcül doğu'dan eser; bense acı yağmurun altında
seni ararım, sana seslenirim, geri dönerim sana!
enthanım:
kış gelip de şarkı susunca, çökünce karanlık sonunda;
çıplak dal kırılıp, işler bitip, ışık solduğunda;
ararım seni, beklerim seni, yollarımız rastlaşana dek yeniden;
düşeriz yollara birlikte, acı yağmur yağarken!
birlikte:
batı'ya olan o yola düşeceğiz birlikte,
bir ülke bulacağız uzaklarda, gönüllerimizi huzura erdirmeye!
mülksüzler - ursula kroeber leguin
parfümler, saatler, lambalar, heykeller, makyaj malzemeleri, mumlar, resimler, fotoğraf makineleri, oyunlar, vazolar, yataklar, çaydanlıklar, bilmeceler, yastıklar, taşbebekler, süzgeçler, minderler, mücevherler, halılar, kürdanlar, takvimler, kristal saplı, platinden yapılmış bir bebek çıngırağı, elmastan rakamları olan bir kol saati, küçük heykelcikler, elektrikli bir kalem açacağı, hediyeler, çerezler, andaçlar, cicili bicili biblolar ve antikalar, hepsi zaten ya kullanışsız ya da kullanılışını gizleyecek kadar süslü; metrelerce lüks, metrelerce dışkı. ilk blokta shevek giysiler ve mücevherlerle parıldayan bir vitrinin tam ortasında duran kaba tüylü, benekli bir cekete bakmak için durmuştu. "ceket 8400 birim mi?" diye sordu inanamadan, çünkü kısa bir süre önce gazetede "asgari ücret"in yılda 2000 birim kadar olduğunu okumuştu. "aa, evet, o gerçek kürktür, şimdi hayvanlar korunduğundan çok ender bulunuyor," demişti pae. "güzel, değil mi? kadınlar kürklere bayılırlar." yürümeye devam ettiler. bir blok daha geçtiklerinde shevek'in canı çıkmıştı. artık bakamıyordu. gözlerini kaçırmak istiyordu. bu karabasan caddesinin en garip yanı da satılık milyonlarca şeyin hiçbirinin orada yapılmıyor olmasıydı. orada yalnızca satılıyorlardı. işlikler, oymacılar, boyacılar, tasarımcılar, makineciler neredeydi, eller neredeydi, yapan insanlar? gözden uzak, başka bir yerde. duvarlar arkasında. dükkanlardaki herkes ya alıcı, ya satıcıydı. nesnelerle sahip olmak dışında bir ilişkileri yoktu.
91110
analog hüzünbaz
sayısal dünyanın bir ve sıfırdan oluşan sıradanlığının yanında maddenin getirdiği gerçekliği sundu bana analog. o kadar gerçek ki ıslanabiliyor, yanabiliyor, kirlenebiliyor. sevmediğin bir fotoğraf filmini bir anlık sinirle parçalara bölüp pişman olunca geri getirebileceğin bir geri dönüşüm kutusu yok. bardağını devirip en sevdiğin filmlerden birini mahvedince dökülen şaraba kızamıyorsun. hataların ve eksiklerinle yaşamayı öğreniyorsun. belki o hard disklerde yedekleyip sakladığın şeyler de gerçek ama şarap kadar değil, ya da o şarap lekesi kadar...
üç yıl önce bugün böyleymiş.
sayısal dünyanın bir ve sıfırdan oluşan sıradanlığının yanında maddenin getirdiği gerçekliği sundu bana analog. o kadar gerçek ki ıslanabiliyor, yanabiliyor, kirlenebiliyor. sevmediğin bir fotoğraf filmini bir anlık sinirle parçalara bölüp pişman olunca geri getirebileceğin bir geri dönüşüm kutusu yok. bardağını devirip en sevdiğin filmlerden birini mahvedince dökülen şaraba kızamıyorsun. hataların ve eksiklerinle yaşamayı öğreniyorsun. belki o hard disklerde yedekleyip sakladığın şeyler de gerçek ama şarap kadar değil, ya da o şarap lekesi kadar...
üç yıl önce bugün böyleymiş.
11113
dilara dürttü, yogaya başladım. tunç dürttü, trekkinge başladım. vedat amca dürttü, ağaçları tanımaya başladım. dürtenim çok benim. eksik olmasınlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)