2001 yılındayız. aylardan temmuz. handan ablam ve nurdan ablam ayrancı'da, hoşdere üzerinde bir evde kalıyorlar. evin salonunun kocaman pencereleri ve pencerelerinin hemen arkasında epey geniş, fakat bir o kadar bakımsız bir balkonu var. evi güzelleştirmek istiyor ablam. bir hafta sonu üç kardeş birlikte ulus'a gidiyoruz. adını şimdi bile bilmediğim sokaklarda yürüyüp bir sürü dükkana giriyor, perde dikmek için rengarenk tüller, kumaşlar alıyoruz. ardından kocaman bir iş hanına gidiyoruz. şimdilerdeki yapı market sevgime sebep olan nalburlar var içinde. elektrikli testere, korniş, vida, çekiç, branda, vernik... her dükkanda çeşit çeşit eşya var.
nemden kabarmış, pul pul dökülen mutfak dolaplarını yenilemek için yapışkanlı kaplama kağıdı arıyoruz dükkan dükkan. ablamın ne kadar para harcadığından habersizim. ev yenilemenin ne kadar masraflı olabileceğinin farkında olmadan, küçük bir sanat projesi hazırlıyormuş gibi kurcalıyorum bütün kağıtları. en doğru deseni bulmak için bir nalburdan çıkıp diğerine giriyorum. on iki yaşında olmamın diğer insanlar tarafından ciddiye alınmamam için bir sebep olduğunun farkında değilim pek. yetişkin gibi konuşuyorum dükkan sahipleriyle. kırmızı beyaz, kareli, klasik bir mutfak masası örtüsü desenine takılıp kalıyorum. bütün o güllü dallı, pembeli morlu karmaşanın içinden tam istediğim şeyi bulabildiğim için mutluyum.
gereken her şeyi satın almak bir günümüzü harcıyor. çok yorgun olmamıza rağmen aynı akşam eve dönüp dolapları kaplamaya girişiyoruz nurdan ablamla. başlarda pek keyifliyiz. müthiş bir özenle kaplıyoruz dolapları. tek bir hava kabarcığı bile bırakmamaya çalışıyoruz. saatler geçip yorgunluğumuz arttıkça gösterdiğimiz özen de azalıyor. yaptığımız en kötü şakalara bile gülüyoruz yorgunluktan.
biz mutfak dolaplarını kaplarken handan ablam balkonu temizliyor. minderler yerleştiriyor. her şey bitince balkona atıyoruz kendimizi. hava kararıyor. yaz akşamlarına özgü o tatlı serinlik başlayınca birbirimize sokuluyoruz. handan ablam bize kitap okurken kafamı ablamın bacağına koyup uzanıyorum.
mutluyum.
uyuyakalıyorum.
281112
aynı anda okumaya çalıştığım kitap sayısı sonsuza giderken, bitirebildiğim kitap sayısı sıfıra yakınsıyordu.
211112
ağzımıza gözümüze giren reklam panoları, reklam panolarını süsleyen politikacı suratları, radyo ve televizyonda dakika başı çıkan reklam müzikleri, her sayfasına reklam iliştirilmiş dergiler-gazeteler, distopik bir dünyaya ait gibi duran buraya bakarlar afişleri yetmiyormuş gibi artık otobüsleri ve metro trenlerini de reklamlarla giydirmeye başladılar. kafamı otobüs camına yaslayıp dışarıyı izleyerek düşüncelere dalıp gitmek bile bir lüks haline geldi artık.
191112
ATATÜRK ÇOK TATLI
berit yarın avusturya'ya gidecek.
yarın avusturya'ya gidecek berit.
gidecek berit avusturya'ya.
avusturya'ya.
berit.
bugün saçımı kestirdim.
saçımı kestirdim bugün.
kestirdim saçımı.
saç.
ımı.
berbat bir şiir bu.
bu şiir bir berbat.
bir berbat şiir işte.
şiir.
berbat.
berit yarın avusturya'ya gidecek.
yarın avusturya'ya gidecek berit.
gidecek berit avusturya'ya.
avusturya'ya.
berit.
bugün saçımı kestirdim.
saçımı kestirdim bugün.
kestirdim saçımı.
saç.
ımı.
berbat bir şiir bu.
bu şiir bir berbat.
bir berbat şiir işte.
şiir.
berbat.
161112
kucağımda kedi uyurken parlar heykeline kitap okudum bugün. sonra da gidip aft'ta dia gösterisi yaptım.
151112
zafer'le iddiaya girdim. 5 ocak'a kadar kredi kartı borcumu bitirebilmiş olursam bana çincide yemek ısmarlayacak. bence ben bu gazla yemek yemeyi bile bırakırım.
sinan'la da iddiaya girdik. sebebini anlayamadığım bir şekilde okulu zamanında bitirebileceğine inanıyor olduğu için dört yıl sonra bana ıstakoz ısmarlayacak. ben de alerjim sebebiyle patlayarak öleceğim.
sinan'la da iddiaya girdik. sebebini anlayamadığım bir şekilde okulu zamanında bitirebileceğine inanıyor olduğu için dört yıl sonra bana ıstakoz ısmarlayacak. ben de alerjim sebebiyle patlayarak öleceğim.
121112
canım temmuzdan beri suşi çekiyor ve bu konuda herhangi bir şey yapmaya niyetim yok. nasıl bir cansa artık.
o zevkler - colette
onu aramıyordum, çünkü rastgele tanıdığımız o insanlara atfettiğimiz gizemin yokolmasından korkuyordum.
*
bu çocuğa gönülden bağlıyım. ama gönül dediğiniz de nedir ki madam? sanıldığından daha az değerlidir. pek uysaldır, her şeyi kabullenir. elde ne varsa onunla donatabilirsiniz, hiç de zor değildir... vücut, ona gelince... hah!... o başka işte! hani ne derler boğazına düşkündür, ne istediğini bilir. kalbe gelince, o seçmez. sonunda hep sever insan. ben bunun canlı deliliyim.
31112
hafızam beni sürekli yanıltıyor. geçen yıl yurda ekimde girdiğimi sanıyordum fakat az önce twitterdan kontrol ettiğim üzere kasımın sonunda girmişim. eğer doğru hatırlıyor olsaydım yurtlar müdürlüğünü arayıp aralık gibi kayıt olabileceğimi öğrendiğimde pek hayal kırıklığına uğramayacaktım. böyle anlarda iyi ki twitter var diyorum. günlük gibi. ne tuhaf.
21112
acaba yurtlar müdürlüğüne gidip yalvarsam beni yurda alırlar mı? ya da MMden atlamaya kalksam? of. YURT LAZIM!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




