bütün günü friends izleyerek geçirdikten sonra "bugün diff için ne yaptın?" diye sordum kendime, sonra kalkıp ders notu geçirmek üzere masamın başına oturdum. okulun ilk haftasında ders yapılmadığı yıllar çok uzak şimdi. neyse ki en azından artık önlük giymiyoruz.
mathematics for chemists adlı 257 kodlu nam-ı diğer diff dersine girdim bugün. aksanıyla akıl yakan italyan asıllı bir çizgi film karakteri veriyor dersi.
dün geceyi toplulukta kitap okuyup uyuyarak geçirdim. yurt yine neyse de, topluluk odasında uyuyabilme lüksünü odtü dışında bir yerde bulamazdım sanırım.
eşmen geldi bugün. kızılay'dan film aldık. çimlerde uzanıp sohbet ettik. kimya'da dünyayı kurtardık. gıda'da abdullah, deniz ve egeyle içtik. sonra eve gidip birlikte yer yatağında uyuduk.
istanbul'a giderken sıvı yönetmeliği sebebiyle görevlilere takılan şarabımı almak üzere gittiğim hava alanından dönerken dünyanın en saçma şeyi oldu. müzik dinlemek için çantamdan kulaklığımı çıkardım ve daha kulaklıkları kulağıma takamadan telefonum çaldı.
bütün gün burnumdan sümükler aka aka değirmendere sahilinde dolaşıp tekneleri elledim. yosun kokladım. sadece türk sanat müziği çalan bir yerde ev mantısı yedim.
istanbul'dan gölcük'e gitme süreci epey sıkıntılıydı. gölcük'e ulaştıktan sonraki kısım ise bol bol "nasılsınız? ben de iyiyim, çok teşekkürler. evet, iki buçuk yıl sonra mezun olacağım. hı hı. iyi ki geldiniz. kısmet. tabi tabi, inşallah." içeriyor. kınayı da tek fotoğrafla özetlemek mümkün zaten.
biriken filmleri yıkattıktan sonra yaşadığım "şimdi ben bunları bu kadar zaman sonra ne deyip de yollayacağım?" gerginliği yüzünden kanser olursam "iyi kızdı ama kafasına çok takıyordu, ondan oldu hep." demeyin olur mu?
bugün odaya gittiğimde masada uyuyan sinan'ı ve uykusuz gözlerle etrafa bakınan abdullah'la deniz'i görünce yarım saat sonra gireceğim inkılap tarihi sınavına dair en ufak bir endişem kalmadı. birlikte çatı'da kahvaltı yapıp muhabbet ettik. sinan nihayet ingilizceyi sökmüş. navigasyon cihazı tadı veren ingilizcesi farklı bir boyut katmış olsa da her zamanki sinan'dı işte. abdullah yokluğumuzda ankarada epey sıkılmış. deniz yeni kindle'ını gurps kitaplarıyla doldurmuş. şöyle bir kurcaladım da fena değil. alsam nasıl olur diye düşünmeden edemedim. sınavdan sonraysa baraka'nın yanında güneşlenip kitap okuduk. kampüs etrafta az insan olunca bir başka oluyor.
bursa kumaş pazarına girince yaşadığım mutluluğu dondurma dükkanına girince yaşamıyorum. tabi bu cümle dondurmayı pek sevmediğim için çok anlamlı olmadı, ama olsun, yapısı itibariyle oraya dondurma dükkanı yerine turşucu yazsaydım daha çok şey ifade edecek olsa da şık durmayacaktı. neyse, uzatmanın anlamı yok. verilmek istenen mesaj açık; bursa kumaş pazarını seviyorum!
bir açık öğretim fakültesi bütünleme sınavı daha kapıda. sekiz gün sonra sınavım var ve geçebilmek için en az yetmiş bir almam gereken hukuka giriş adlı derse dair hala en ufak bir şey bilmiyorum.