yaşlı adam ve deniz - ernest hemingway

"balık da dostum oldu" diye yüksek sesle mırıldandı. "böyle balık ne gördüm, ne duydumdoğrusu. ne olursa olsun onu öldürmek zorundayım. yıldızları öldürmeye kalkmadığımıza iyi ediyoruz; ya bir de onu yapsaydık!"

"ya bir de her gün ayı'ı öldürmeye çalışsaydık?" diye düşündü. "o zaman ay kaçardı. fakat ya her gün güneşi öldürmek gerekseydi? şanslı adamlarız vesselam!"

sonra yiyecek bir şeyi olmayan zavallı balığa acımaya başladı; ama bu duygu onun öldürme kararını zerre kadar sarsmıyordu. "kimbilir kaç kişinin karnınu doyuracak" diye düşündü. "acaba onu yemeye layık mıdırlar? hayır, ne münasebet. bu ağırbaşlılığa, tavırlarındaki bu soyluluğa bakılırsa onu yemeye layık kimse yok."

"benim bunlara aklım ermez" diye düşündü. "ne var ki güneşi, yıldızları, ayı öldürmeye kalkmadığımıza iyi ediyoruz. denizlere çıkıp gerçek kardeşliklerimizi öldürmek yetiyor bize."

-

yüksek sesle, "daha uyumadın ihtiyar" diye söylendi. "bir gün bir gece, bir gün daha geçti sen bir kez olsun gözünü kırpmadın. azgınlığı tutmazsa bir yolunu bulup biraz kestirmelisin. uyuyamazsan kafanın içi temiz kalıp işleyemez."

"aklım pekala doğru dürüst işliyor" diye düşündü. kafamın içi berrak. ama yine uyumak gerek bir lokma. herkes uyur; güneş uyur, ay uyur, hatta akıntının azaltığı, rüzgarın durduğu günler deniz bile uyur."

-

sonunda kesin bir yenilgiye uğramıştı işte; yavaş yavaş kıça gidip tahtaların üstüne çöktü. dümen sopasından elinde kalan parçayı yerine takıp, teknenin durumunu ayarlamaya çalıştı. bir yandan da çuval parçasını omuzlarına örtmeye çalışıyordu. aklı her türlü düşünceden, içi her türlü duygudan uzak, daha hafiflemiş olarak yol alıyordu. her şey olup bitmişti artık; tekneyi dosdoğru limana girecek biçimde tutmaya çalışmaktan başka iş kalmamıştı. karanlıkta sofra artıklarını topalr gibi iskelete vuran olmuyor değildi ama, ihtiyar adam bunlara aldırış etmeden dümeni idareye bakıyordu. şu anda aklı fikri, yanındaki ağırlıktan kurtulmuş olan teknenin suyun üstünde nasıl kaydığında idi.

"teknem mükemmel" diye düşündü. "dümen sopasından başka yerine hiçbir şey olmadı. onu da kolayca yerine koyabiliriz."

şu anda akıntıdan içeri girdiğini sezinliyordu. kıyı boyunca uzanan köylerin ışıkları da iyice seçilmeye başlamıştı. artık evine ulaşmış sayılırdı.

"rüzgar da bizden ne de olsa" diye düşündü. sonra, "arasıra öyledir" diye ekledi. "ve büyük denizler bizim hem dostumuz, hem düşmanımızdır. ya yatak?..." diye aklından geçirdi. "yatak en yakın arkadaşımdır benim. ah bir yatak olsa şimdi" diye düşündü. "yataktan iyi şey var mıdır be? yenildikten sonra her şey daha kolay oluyormuş. bunun bu kadar kolay olduğunu bilmiyordum. hem ne yeniliş, ne yeniliş..."

"bir şey yok" diye yüksek sesle söylendi. "çok açılmak yüzünden hep."