bu da böyle bir anımdır.
271012
heves ettiğim bütün hobileri artık emeklilik klasörüne atıyorum. ileride köy evinde yaşayıp kendi şaraplarını yapan, o şarapları da yine kendi yaptığı şekerden kadehlerde içen bir keyif pezevengi olacağım. derya baykal götümü yesin.
231012
bu günü de kickstarter senin projemefon benim derken hiç ettim. o kadar yıllık tecrübeye rağmen hala "bayram tatilini ders çalışarak geçireceğim." diyebiliyor ve buna içten bir şekilde inanabiliyorsam iyimserliğimin sınırlarını aşmışım demektir. neyse, yarın sabah erkenden kalkıp biriken diff konularını bitirsem, öğleden sonra organik kimya çalışsam, akşam 200 ve 304 ödevlerini yapıp gece de heykel projesi hazırlasam sabaha karşı huzurla ölürüm işte. mis!
221012
az önce birden bire BOB'S BURGERS! BOB'S BURGERS! diyip imdb'ye girdim. dönemin başından beri kafamın köşesini kurcalayan bir şeyleri unuttuğuma dair o his geçti nihayet. BOB'S BURGERS TABİ YA!
211012
ülkü'yü havuza ben götürdüm bu hafta sonu. o yüzerken ben de tribünde oturup little fears oyunumun karakterlerini detaylandırdım. etrafta o kadar çok çocuk varken korku oyunu senaryosu yazmak epey tuhaftı doğrusu. çok uzun zamandır oyun oynatmadığım için de bir miktar tedirginim. oyun oynatma şeklimi değiştirip yeni şeyler denemek istiyorum. oyuncularımı bu defa cidden korkutmak istiyorum.
191012
iştahsızlık günlerim geri döndü. imge kitapevine sığınıp kendime gelmeseydim sokakta bayılıp kalmam an meselesiydi. yemek yemeyi unutmamak için telefonuna alarm kuran kaç kişi daha var acaba dünyada?
161012
kimya çs'sinde götüm donduğu için kütüphaneye sığındım yine. burnumdan sümükler aka aka ders çalışıyorum. tamam yalan söylüyorum, ders çalışmıyorum. tool dinleyip vikitap'ta okuyacak kitap arıyorum. dönemin başından beri küçük kağıtlara yazdığım diff notlarıysa koca bir yığın halinde deftere geçirilmeyi bekliyor. düşüncesi bile yoruyorken nereden güç bulup da çalışmaya başlayabileceğim hakkında hiç bir fikrim yok. parabola dinleyeyim bari. we're eternal sonuçta.
151012
kimya çs'sindeyim ve saat şu anda on sekiz elli dört. önümüzdeki altı dakikayı iyi değerlendiremezsem koskoca bir saat altı dakika boşa gidecek.
131012
bu güzelim cumartesi gününü de ders çalışmak üzere okula gelip bilgisayar başında çürüyerek geçirdiğime göre procrastination tanrılarına olan ibadetimi layığıyla yerine getirmişim demektir. amin.
111012
şu yaşımda çarpıntı sahibi bir insan olmuş olmam ömrümün uzunluğu konusunda beni işkillendirse de, bu durumu "en azından eğleniyorum lan." deyip hayattan keyif almak için bahane olarak kullanıyor, adeta mini çakallığın sınırlarını zorluyorum. bir yandan da biraz daha yaşlanınca çarpıntısı olan bir öğretmen olarak ne kadar havalı olacağımı düşünüp hayali örgü battaniyeme sarılıyorum. geçen yılın sonlarında üzerime yerleşen öğretmenlik yapma hevesimde de en ufak bir azalma olmadı zaten. classroom management adlı 304 kodlu formasyon dersinden çıktığım gibi ödev yapmak üzere kütüphaneye kurulmam beni ne kadar öğretmen yapar bilmiyorum ama BEN ARTIK ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM. eğitim fakültesi dekanlığına önemle arz ederim.
91012
sekiz saat sonra aynı yere geri döneceğimi bile bile her akşam eve dönmek öyle zor ve öyle saçma ki... kasım gelse, yurda yerleşsem diye bekliyorum. ara sıra da barakada uyuyarak kaçamak yapıyorum.
81012
yalnız kalmayı o kadar özlüyorum ki bazen arkadaşlarımı ders çalışmam gerek diyerek ekip devrime bulutları izlemeye gidiyorum.
71012
dersler bütün ağırlığıyla üzerime üzerime çökerken ben bütün günü eymir'de müzik dinleyip arkadaşlarımla eğlenerek geçirdim. sinan, deniz, damla, ege, fatma, cem, selin, mert ve onur'la içtim, güldüm, dans ettim, altın denizlerde bile yüzdüm. bir parça saç telinin aklımı yerinden çıkartmaya yetebileceğini keşfedip kulaklarıma hakkettikleri değeri göstermediğimi idrak ettim.
29912
bütün günü friends izleyerek geçirdikten sonra "bugün diff için ne yaptın?" diye sordum kendime, sonra kalkıp ders notu geçirmek üzere masamın başına oturdum. okulun ilk haftasında ders yapılmadığı yıllar çok uzak şimdi. neyse ki en azından artık önlük giymiyoruz.
26912
mathematics for chemists adlı 257 kodlu nam-ı diğer diff dersine girdim bugün. aksanıyla akıl yakan italyan asıllı bir çizgi film karakteri veriyor dersi.

pis moruğun notları - charles bukowski
"bilmiyorum," dedim, "ama bildiğim bir şey varsa o da bir adamın kanatlarını kesmenin hayalarını kesmekten farksız olduğu.
25912
dün geceyi toplulukta kitap okuyup uyuyarak geçirdim. yurt yine neyse de, topluluk odasında uyuyabilme lüksünü odtü dışında bir yerde bulamazdım sanırım.
23912
bir süredir sadece bonobo animal magic dinliyorum. bitmek bilmeyen bir film gibi dönüp duruyor albüm.
citizens, hear me out...
this could happen to you!
22912
eşmen geldi bugün. kızılay'dan film aldık. çimlerde uzanıp sohbet ettik. kimya'da dünyayı kurtardık. gıda'da abdullah, deniz ve egeyle içtik. sonra eve gidip birlikte yer yatağında uyuduk.
20912
istanbul'a giderken sıvı yönetmeliği sebebiyle görevlilere takılan şarabımı almak üzere gittiğim hava alanından dönerken dünyanın en saçma şeyi oldu. müzik dinlemek için çantamdan kulaklığımı çıkardım ve daha kulaklıkları kulağıma takamadan telefonum çaldı.
17912
bütün gün burnumdan sümükler aka aka değirmendere sahilinde dolaşıp tekneleri elledim. yosun kokladım. sadece türk sanat müziği çalan bir yerde ev mantısı yedim.
13912
istanbul'dan gölcük'e gitme süreci epey sıkıntılıydı. gölcük'e ulaştıktan sonraki kısım ise bol bol "nasılsınız? ben de iyiyim, çok teşekkürler. evet, iki buçuk yıl sonra mezun olacağım. hı hı. iyi ki geldiniz. kısmet. tabi tabi, inşallah." içeriyor. kınayı da tek fotoğrafla özetlemek mümkün zaten.
12912
biriken filmleri yıkattıktan sonra yaşadığım "şimdi ben bunları bu kadar zaman sonra ne deyip de yollayacağım?" gerginliği yüzünden kanser olursam "iyi kızdı ama kafasına çok takıyordu, ondan oldu hep." demeyin olur mu?
11912
rüyalardan screen shot alabildiğimiz gün güzel bir gün olacak. o zamana kadar uçakla idare edebiliriz.
8912
bugün odaya gittiğimde masada uyuyan sinan'ı ve uykusuz gözlerle etrafa bakınan abdullah'la deniz'i görünce yarım saat sonra gireceğim inkılap tarihi sınavına dair en ufak bir endişem kalmadı. birlikte çatı'da kahvaltı yapıp muhabbet ettik. sinan nihayet ingilizceyi sökmüş. navigasyon cihazı tadı veren ingilizcesi farklı bir boyut katmış olsa da her zamanki sinan'dı işte. abdullah yokluğumuzda ankarada epey sıkılmış. deniz yeni kindle'ını gurps kitaplarıyla doldurmuş. şöyle bir kurcaladım da fena değil. alsam nasıl olur diye düşünmeden edemedim. sınavdan sonraysa baraka'nın yanında güneşlenip kitap okuduk. kampüs etrafta az insan olunca bir başka oluyor.
5912
bursa kumaş pazarına girince yaşadığım mutluluğu dondurma dükkanına girince yaşamıyorum. tabi bu cümle dondurmayı pek sevmediğim için çok anlamlı olmadı, ama olsun, yapısı itibariyle oraya dondurma dükkanı yerine turşucu yazsaydım daha çok şey ifade edecek olsa da şık durmayacaktı. neyse, uzatmanın anlamı yok. verilmek istenen mesaj açık; bursa kumaş pazarını seviyorum!
1912
bir açık öğretim fakültesi bütünleme sınavı daha kapıda. sekiz gün sonra sınavım var ve geçebilmek için en az yetmiş bir almam gereken hukuka giriş adlı derse dair hala en ufak bir şey bilmiyorum.
29812
artvin'den ankara'ya dönmek üzere başladığım onaltı saatlik yolculuğumun yarısını geride bıraktım. hangi şehirde olduğuma dair en ufak bir fikrim yok. gözlerim kapanıyor.
25812
bir iki gündür eylülde olduğumuzu sanacak kadar tatildeyim. maradit'e geldiğimden beri geçen zamanda çok şey oldu ama neler yaşadığımı anlatmaya çalışmayacağım bile. bu yeter.
24812
sabah saat beş gibi uyandım. merekteki salıncakta sallanıp kitap okudum. yağmur yağmaya başlayınca ağustos ayında soba önünde ısındım.
yağmur dinince hep birlikte kara göl'e gittik. gölün etrafında gezip fotoğraf çekerken aynı anda lc-a+ ve vista quest'imi kaybettim. koca gölün etrafını iki kere dolaştım. lc-a+'i buldum ama vista quest muhtemelen hala orada ağaçların arasında bir yerde duruyordur.
19812
istanbula her gelişimde mutlaka sirkeciye film yıkatmaya gidiyorum ve bu yüzden filmlerimin son karelerinde mutlaka bir eminönü balıkçısı fotoğrafı oluyor. gelenek gibi oldu artık.
12812
cuma günü tatile girmiş olmama rağmen hala bu durumu tam olarak idrak edemedim. bilgisayarın başında lüzumsuz şeyler yaparak zaman öldürürken kendimi suçlu hissetmeye devam ediyor olmamın başka bir açıklaması olamaz. neyse ki yarın istanbula gidiyorum. farklı bir şehirde olmak tatilin başladığını anlamamı kolaylaştırır belki. gideyim de eşyalarımı toparlayayım.
11812
sekiz ay boyunca derslerden arta kalan zamanımı çeviri yaparak geçirmemin sebebi olan fotoğraf makinesi yarın elimde olacak. koca bir aferini hakettim.
10812
yaz okulu bitti. beklediğim kargoların iki tanesi geldi. elimde yeni oyuncaklarımla güneşin doğuşunu bekliyorum. ışık lazım.
8812
internette o kadar şey yapabiliyoruz ama hala koku alamıyoruz. bence bu işe bir çözüm bulmaları gerek.
3812
can'ın önerisiyle shame'i izledim bugün, sonra dolabımda öylece duran fotoğraf makineme baktım, ya dedim, hep dedim, heves ediyorum dedim, ama dedim, hiç bir işin ucundan da şöyle güzelce tutup sonunu getiremiyorum dedim, bak dedim, elin adamı dedim, nasıl da yapmış yakıştırmış dedim. aldım elime fotoğraf makinemi, anca bunları çektim. e yine iyi, tabi bir shame değil.




2812
bir süredir epey fakirim. bu bir kaç günü sadece patates yiyerek geçirdikten sonra bugün kendimi şımartıp domates yedim. domates deyip geçmeyin ama, ayaş domatesi.
1812
yine civcivli işler peşindeyim. iki gündür bilgisayar ekranına yapışık yaşamamın sebebi olan lo-fi fotoğraf makinesi mevzusunu detaylıca kurcaladım ve nihayet az önce siparişimi verdim. yeni oyuncağım en geç on gün sonra elimde olacakmış. heyecanlı bekleyiş başladı. hadi bakalım...
31712
bugün dersten çıkıp barakaya gittim ve 15:28'den beri ebay senin amazon benim lo-fi fotoğraf makinesi araştırıyorum. saat şu anda 00:46 ve ben arada geçen 9 saat 18 dakika içinde müthiş bir trans hali içinde bilgisayara bakmak dışında hiç bir şey yapmadım. yani aslında yaptım ama yaptığım şeylerin hepsi o kadar saat boyunca bilgisayara baktığım gerçeğini değiştirmeye yetmeyecek kadar önemsiz şeyler olduğu için sussam daha iyi.
30712
bugün odanın kapısının önüne kilim niyetine larp perdelerini serip kucağıma laptopımı alıp facebookta zevzeklik yaparak topluluk tarihinde bir ilki gerçekleştirdim. yaz okulunda olabilirim ama yazlıkçılığımdan ödün verecek değilim!
29712
perşembe günü sınavdan çıkınca derslere küçük bir mola verdim, o zamandan beri yaz okulunda değilmişimcesine tatil yapıyorum. yapıyordum. şimdi fark ettiğim üzere hala çekilmesi gereken iki haftalık çilem var. bu üç günü bulutların üzerinde geçirdikten sonra bir anda kurak ankara bozkırına düştüm ya, artık bir türlü geçmez o iki hafta. gerçi o kadar da kötü değil. havuzda çektiğim eğlenceli fotoğraflara tutunarak beklerim ben.
28712
canım suşi çekiyor. onur'un doğum gününde açık büfe menüsündeki her şeyden biraz yiyip tıka basa doyduktan sonra her ay mutlaka gidelim dediğimiz şahane restonrat tao'ya tekrar GİDEMEDİK. fotoğraflara her bakışımda kahır doluyor olmam o günleri özlediğim için mi yoksa sadece suşi yemek istediğim için mi bilmiyorum. üstelik yalnız da değilim, az önce abdullah rezervasyon yaptırmak için arayıp cevap alamayınca tao'nun kapanmış olabileceğini düşünüp baya üzüldü. üzülmek için bahane arıyor da olabiliriz, emin değilim, ama TAO KAPANMASIN!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























