24613

aldığım yedi dersin tamamını her şeye rağmen güzel notlarla geçebildiğim için omzuma bir öpücük kondurdum. şimdi sıra yaz okuluna geldi.

6613

akademide tam belimi doğrulttum diyorum, yine bir rövaşata geliyor. ne girdiğim finallerden bir şey anladım ne de layığıyla direnebildim. gözüm twitterda elimde fiziko kimya kitabı gözümden uyku akarken başbakan gelsin diye bekliyorum.

23513


günlerden sıhhiyeydi. tunç inşaat görünce fotoğraf çekmek istemişti.

28413

günlerden pazar. saat 09:11. AM olan hani, PM değil. iki buçuk saat önce uyandım ve ders çalışmak yerine internette çeşitli mallıklar yaptım. günün yarısını boşa harcamış gibi hissediyorum fakat saat sadece 09:11 ve günlerden pazar.

27413

yaşlanma hayali kurarken beyaz saçlı olma fikri epey cezbediciydi fakat yaşlılık maceramın ortopedik ayakkabı ile başlayacağını gerçekten tahmin edemezdim. şu anda ayaklarım sıcak su dolu leğende mayışırken internette terlikler hakkında yorum okuyorum. böyle şeyler için yaşlı portalı olsa keşke. en iyi multivitamin hapları, termal tesis incelemeleri, otobüste oturulacak yeri seçerken dikkat edilecek noktalar... neyse su soğudu, gideyim de suyu değiştireyim.

3413

on dokuz mart - inkar
hayır, hırkamı kaybetmedim. nerede olduğunu hatırlamıyorum sadece. hem zaten şimdi şenlikle uğraşıyoruz, her şey her yerde. şenlik bitince ortaya çıkar zaten.

yirmi dört mart -öfke
e her şeyi topladık, hala yok! hayır zaten neden ortalıkta bıraktım ki? başka bir şey kaybolsa yine neyse de, kahverengi hırkam kaybolmasın ya!

üç nisan - pazarlık
tamam, yarın şenlik boyunca gittiğim her yeri dolaşıp okuldaki görevlilerle konuşacağım. kimse almamıştır zaten. bir yerlerdedir. güzelce aramam lazım sadece. yarın mimarlığa, kimyaya ve barakaya bakayım ben.

beş nisan - bunalım
çok mutsuzum. hiç bir kahverengi hırka onun yerini dolduramaz. bir daha asla hırka giymeyeceğim.

sekiz nisan - benimseme
n'apalım, bulamadım. bulamayacağım da zaten. yine de güzel bir kışı birlikte atlattık.
hem kış tekrar gelir, annem bana başka hırkalar örer. ben annemi öperim, annem beni sever.

30313

mimarlar derneğinin caz gecesinde gizli köşelerde fotoğraf çekerken tunç'a yakalanmışım. hiç fark etmemişim. çok uzun zamandır kendi halimdeyken çekilen bir fotoğrafım olmamış. pek şaşırmışım. çok sevmişim.

28313

yerleşkenin en sevdiğim yerlerinden birindeydim bugün. kafamda bir sürü şey, elimde fotoğraf makinesi, amaçsızca etrafa baktım. beş tane fotoğraf çektim.

23313

son zamanlarda fotoğraf üzerine çok fazla şey okudum, dinledim, tartıştım; vardığım nokta değişmedi: fotoğraf çekmeyi çok seviyorum.

21313

şenlik bitti. geriye upuzun yapılacak listeleri kaldı. okunacak öğrenecek çok şey var. bir yandan da bitmek bilmeyen fiziko ve analitik lab raporları var. etrafımdaki insanların ağzımdan çıkan her cümlede rapor geçiyor olmasından rahatsız olduklarını görüyorum ama hiç bir şey yapamıyorum. her hafta düzenli olarak üç rapor teslim edip dört quize girmem gerekiyor. bir yandan da midtermler yaklaşıyor. pazartesi ve salı günü organik ve fiziko sınavım var. LC-A+'e aldığım arkalığı iki haftadır bekletiyorum. ne fotoğraf çekebiliyor ne karanlık odaya girebiliyorum. ablam çanakkale'den ankara'ya geldiğinde bile sadece iki defa görüşebildik. ülkü'yü havuza götürmeyeli bir ömür geçmiş gibi geliyor. her şeyin ucundan tutayım derken hepsini birden elimden kaçıracağım diye korkuyorum. gerçi giden hep kafadan gidiyor. her gün biraz daha deliriyorum.

16313

barakada bahar temizliği.

9313

 i'm so happy, there's nobody in my place instead of me.

26213

havalar öyle şahane öyle mis gidiyor ki bu mutluluğumun bir kaç gün içinde lüzumsuz bir kar yağışıyla son bulup yitip gideceğini düşünmekten sevinmeye fırsat bulamıyorum.

25213

dönem çok ağır başladı. ya derste, ya laboravuarda, ya da kütüphanedeyim. ayakta durmaktan yorulduğum anda dolmuş sırası, sokak arası, baraka önü dinlemeden çöküp oturuyorum. bundan sonra böyle.

24213

bu çalışmamın adını vicdan.jpg koydum.

13213

yine tatilde hiç içimden gelmezken dönem başlamadan hemen önce aklıma düştü kod yazma ve site yapma işleri. azıcık oynayıp hevesimi aldım. bu da ileriye yönelik kıpkıplı bir link.

8213

çektim.

6213

bu dönem ne kadar çok şey öğrendiğimi düşündüm de sevindim geçen gün. yanaklarımı sıkmak istiyorum.

28113

aldığım notların gazıyla açtım oibs'i, önümüzdeki dönem alacağım dersleri seçip program hazırladım kendime. at gibi bir program oldu.


25113

gürkan cidde'de, berit istanbul'da, cüneyt afyon'da, ablam çanakkale'de... tuhaf bir hüzün vardı bugün üzerimde. canon in d dinledim sonra. hüzün geçti, huzur geldi, umut geldi.

20113

tunç'la fareler tiyatrosu'nun miss margarida yöntemi oyununu izlemeye gittik. tunç fotoğraf çekti, ben de video kaydettim. eğlenceli insanlarla tanıştım. saç kesimim sebebiyle, kadın kıyafeti giyip makyaj yapmış bir erkek tarafından marjinal diye adlandırıldım. bıyık altından güldüm.

19113

canım eymir çekiyor. altı saat sonra finalim var. bir buçuk saat ekle, yedi buçuk. yarım saat de yol sürse; sekiz. e iyi, sekiz saat sonra eymirdeyim yani. güzel.

18113

yine bir ocak ayı ve yine kafam üşüyor.

17113

herkes finallerini bitirip sağda solda gezmeye başlayınca ben de ister istemez bitse de gitsek moduna girdim. halbuki biri yedi saat sonra olmak üzere girilmesi gereken daha üç tane finalim var.

bir de artık benden daha akıllı bir telefonum var. sürekli fotoğraf çekip kitap okuyorum. diff falan yalan oldu. yok ya, olmadı olmadı. sıkıldım sadece. hem zaten çalıştım epey. sınav da sabah onda. daniele bebeğim bana ne güzellikler hazırlamış göreceğiz.

16113

yine bir ocak ayı ve yine saçımı (bu defa kısmen de olsa) kazıtmaya karar verdim.

14113

evden hiç çıkmadan bir sürü para harcamayı başardım yine. dördü çin, ikisi amerika, diğerleri türkiye'den olmak üzere sekiz tane kargo bekliyorum. ömrüm ebayde geçiyor, farkında değilim.

12113


sixsmith,

i climb the steps of the scot monument every morning and all becomes clear.

wish i could make you see this brightness.

don't worry, all is well.

all is so perfectly, damnably well.

i understand now that boundaries between noise and sound are conventions.

all boundaries are conventions, waiting to be transcended.

one may transcend any convention if only one can first conceive of doing so.

moments like this, i can feel your heart beating as clearly as i feel my own, and i know that separation is an illusion.

my life extends far beyond the limitations of me.

11113

ADELEME ZERK ETTİLER.


bir de devrimde kedi gördüm bugün. devrimde kedinin hasını gördüm bugün.


10113

hala hastayım. sabah doktorumu arayıp "BU İLAÇLAR İŞE YARAMIYO YALNIZ!" diye atar yapınca "İYİ GEL İĞNE YAPALIM!" dedi. yok, hayır, böyle olmadı. gayet medeni bir şekilde konuşup çözdük meseleyi. yarın 304 sınavından önce medikoya gidip uslu uslu iğne olacağım. iğne dediğim de penadur hani. uslu olunacak cinsten değil. bakıcaz artık, hayırlısı...

9113

hala hastayım. diff finaline girmedim. bütün günü yarı baygın bir halde terler içinde uyuyarak ve gözümü açabildiğim anlarda kitap okuyarak geçirdim. fena değildi aslında ama difften alacağım make-up beni epey endişelendiriyor. böyle olmamalıydı.

az önce hastalığıma sebep olan şeyi merak edip araştırdım. streptococcus pyogenes isimli bir bakteri yüzünden bu hallere düşmüşüm. zayıf anımı bulunca saldırmış göt. ben demiştim ama üzüntüdendir diye. tipe bak! meymenetsiz.

8113

çok hastayım. öyle hastayım ki üzüntüden hasta olduğuma inanıyorum. üzüntüden hasta olur mu insan? doktora sordum; olmazmış. viral dedi. sensin viral diyecek oldum, diyemedim, sustum. rapor da verdi üstelik. iyi ki susmuşum.

türkçe finalime 1000 mg'lık antibiyotik çakıp öyle girdim. tavsiye ederim. yaratıcılığı epey arttırıyor. ne yazdığım hakkında hiç bir şey hatırlamıyor olsam da iyi geçti. türkçe zaten. ne kadar kötü geçebilir ki?


7113

bencil olduğum düşünülecek diye kendimi düşünmeyi bırakacak değilim.

6113

finallerden sonra başımı alıp dağlara gideyim diyorum. ağrı'ya mesela?

5118

beş günde beş yıl yaşlandım. 2018'deymiş gibi davranabilirim.

4113


aftlı günler.

311212

i know it’s hard when you’re falling down, and it’s a long way up when you hit the ground, get up now.

201212

yıllar sonra karanlık odaya girip film yıkadım fakat elimde bomboş filmlerle kalakaldım. bayat kimyasallar yüzünden güzelim fotoğraflarımdan olduğum için epey kahırlıyım. hayat hala çok güzel, ama evet, bazen zor. iyi ki güzel giyinen insanlar var. teşekkürler tuba.

161212

mutluluk bir karar meselesidir.
(buraya fotoğraf gelecek.)
(büyük konuşmuşum. buraya fotoğraf gelemeyecek.)

141212

on dört aralık iki bin on iki sadece benimle ve hobbit'le ilgili olmalıydı. olmadı. varsın olsun. n'apayım?

penye ve hakikat - osman konuk

iyiydik. penyelere inanıyorduk
doğum günü şarkılarına, pastalara ve mumu üfleyen kişiye
iyi ki doğmuş olmanın neşeli gerekliliğine
kimyaya, ölçü ve tartı aletlerine inanıyorduk
adı fatma, fatma'ya hemen inanıyorduk
sergio leona'ya, elektrik enerjisine
adı ali, ali'ye niçin inanmayalım

iyiydik
ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk
birincisi doğaçlamaydı zaten
üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı
insan haklarına inanıyorduk
john locke'a ve john wayne'e
bir yerden bir yere gitmeye inanıyorduk
montlara, pamuk tarlalarına, virginia tütününe

ölülerin yönetimindeki dirilerin savaşına
ama en çok penyelere
"lili marlen şarkısı ne kederlidir"
aldık, kabul ettik; çok kederlidir
buralarda bir yerdeydi, ona da inanıyorduk
her neydiyse zaten şüphe yok inanmamıza
el kameralarına, merhamete… reno toros'a
nerdeyse iman edecektik üretimden kalkmasa

iyiydik
penyelere inanıyorduk. monogamiye ve sürprizlere
sürpriz diyen bir ağzın kibirli büzülüşüne
bikini adasına ve bahçıvan pantolonlara
kremlere ve troçki'nin dürüst biri olduğuna nedense
kiraz zamanına, tanpınar'a
istanbul dünya başkentidir cümlesine ve kepekli pirince

kayıp kardeşlere, ölü dillere, mühendislere
kayıp kardeş fikrinde kulağa hoş gelen bir şey yok mu
jodie foster'a ; hep beraber
elmalılı tefsirine, bir kısmımız
çok azımız karabaş tecvidine

terlemeye, rutubete, madonna'ya
vatan değerli bir arsadır, millî emlakçılara
devlet demiryollarına ve halkın karayollarına
çift güllü yasin kitaplarına
mor beyaz afyon çiçeklerine değil ama
bir daha: çift güllü yasin kitaplarına

kendine iyi bak dileklerine; görüşürüz
niye görüşeceksek
şadırvanlara, antik dünyaya; roma ve üç kıtaya
sözleşmelere ve sosyal sigortalara
yerlere tükürmemeye
-göklere tükürebilirsiniz-
israiloğulları israilkızlarını öldürürken
iyiydik, penyelere inanıyorduk

91212

tunc'la ders calistik butun gun. simdi o uyuyor, bense ders calismaya devam ediyorum. arka planda somine sesi var ve tunc'un klavyesinde turkce karakterler yok.

41212

kışın ilk karı düştü bu sabah. dokunabilmek içinse akşamı beklemem gerekti. beklediğime de değdi.

21212

eski dilde leb, dudak demektir.

25701

2001 yılındayız. aylardan temmuz. handan ablam ve nurdan ablam ayrancı'da, hoşdere üzerinde bir evde kalıyorlar. evin salonunun kocaman pencereleri ve pencerelerinin hemen arkasında epey geniş, fakat bir o kadar bakımsız bir balkonu var. evi güzelleştirmek istiyor ablam. bir hafta sonu üç kardeş birlikte ulus'a gidiyoruz. adını şimdi bile bilmediğim sokaklarda yürüyüp bir sürü dükkana giriyor, perde dikmek için rengarenk tüller, kumaşlar alıyoruz. ardından kocaman bir iş hanına gidiyoruz. şimdilerdeki yapı market sevgime sebep olan nalburlar var içinde. elektrikli testere, korniş, vida, çekiç, branda, vernik... her dükkanda çeşit çeşit eşya var.

nemden kabarmış, pul pul dökülen mutfak dolaplarını yenilemek için yapışkanlı kaplama kağıdı arıyoruz dükkan dükkan. ablamın ne kadar para harcadığından habersizim. ev yenilemenin ne kadar masraflı olabileceğinin farkında olmadan, küçük bir sanat projesi hazırlıyormuş gibi kurcalıyorum bütün kağıtları. en doğru deseni bulmak için bir nalburdan çıkıp diğerine giriyorum. on iki yaşında olmamın diğer insanlar tarafından ciddiye alınmamam için bir sebep olduğunun farkında değilim pek. yetişkin gibi konuşuyorum dükkan sahipleriyle. kırmızı beyaz, kareli, klasik bir mutfak masası örtüsü desenine takılıp kalıyorum. bütün o güllü dallı, pembeli morlu karmaşanın içinden tam istediğim şeyi bulabildiğim için mutluyum.

gereken her şeyi satın almak bir günümüzü harcıyor. çok yorgun olmamıza rağmen aynı akşam eve dönüp dolapları kaplamaya girişiyoruz nurdan ablamla. başlarda pek keyifliyiz. müthiş bir özenle kaplıyoruz dolapları. tek bir hava kabarcığı bile bırakmamaya çalışıyoruz. saatler geçip yorgunluğumuz arttıkça gösterdiğimiz özen de azalıyor. yaptığımız en kötü şakalara bile gülüyoruz yorgunluktan.

biz mutfak dolaplarını kaplarken handan ablam balkonu temizliyor. minderler yerleştiriyor. her şey bitince balkona atıyoruz kendimizi. hava kararıyor. yaz akşamlarına özgü o tatlı serinlik başlayınca birbirimize sokuluyoruz. handan ablam bize kitap okurken kafamı ablamın bacağına koyup uzanıyorum.

mutluyum.

uyuyakalıyorum.

291112

ankara'da ikamet eden insanların da en az ankara'da ikamet etmeyen insanlar kadar yurtlarda kalabilme hakkı olmalı. o kadar insan yurtlara yerleşebilmek için ikinci dönemi beklemek zorunda bırakılmamalı.

281112

aynı anda okumaya çalıştığım kitap sayısı sonsuza giderken, bitirebildiğim kitap sayısı sıfıra yakınsıyordu.

251112



tam olarak böyle.

211112

ağzımıza gözümüze giren reklam panoları, reklam panolarını süsleyen politikacı suratları, radyo ve televizyonda dakika başı çıkan reklam müzikleri, her sayfasına reklam iliştirilmiş dergiler-gazeteler, distopik bir dünyaya ait gibi duran buraya bakarlar afişleri yetmiyormuş gibi artık otobüsleri ve metro trenlerini de reklamlarla giydirmeye başladılar. kafamı otobüs camına yaslayıp dışarıyı izleyerek düşüncelere dalıp gitmek bile bir lüks haline geldi artık.

191112

ATATÜRK ÇOK TATLI
berit yarın avusturya'ya gidecek.
yarın avusturya'ya gidecek berit.
gidecek berit avusturya'ya.
avusturya'ya.
berit.

bugün saçımı kestirdim.
saçımı kestirdim bugün.
kestirdim saçımı.
saç.
ımı.

berbat bir şiir bu.
bu şiir bir berbat.
bir berbat şiir işte.
şiir.
berbat.

181112

eymir hep güzel.
(buraya fotoğraf gelecek.)
(kısmet değilmiş.)

161112

kucağımda kedi uyurken parlar heykeline kitap okudum bugün. sonra da gidip aft'ta dia gösterisi yaptım.

151112

zafer'le iddiaya girdim. 5 ocak'a kadar kredi kartı borcumu bitirebilmiş olursam bana çincide yemek ısmarlayacak. bence ben bu gazla yemek yemeyi bile bırakırım.

sinan'la da iddiaya girdik. sebebini anlayamadığım bir şekilde okulu zamanında bitirebileceğine inanıyor olduğu için dört yıl sonra bana ıstakoz ısmarlayacak. ben de alerjim sebebiyle patlayarak öleceğim.

141112

aramaya çekiniyorum.

131112

bu da içimin ne kadar minnoş, ne kadar pofuduk olduğunun kanıtı adeta.

121112

canım temmuzdan beri suşi çekiyor ve bu konuda herhangi bir şey yapmaya niyetim yok. nasıl bir cansa artık.

91112

 one day we'll be old and think of all the stories that we could have told.

71112

sınavlar ve derslerden vakit bulamadığım için kitap okuyamıyor olmak canımı sıkıyor.

o zevkler - colette

onu aramıyordum, çünkü rastgele tanıdığımız o insanlara atfettiğimiz gizemin yokolmasından korkuyordum.
*
bu çocuğa gönülden bağlıyım. ama gönül dediğiniz de nedir ki madam? sanıldığından daha az değerlidir. pek uysaldır, her şeyi kabullenir. elde ne varsa onunla donatabilirsiniz, hiç de zor değildir... vücut, ona gelince... hah!... o başka işte! hani ne derler boğazına düşkündür, ne istediğini bilir. kalbe gelince, o seçmez. sonunda hep sever insan. ben bunun canlı deliliyim.

41112

pardon my enthusiasm.

31112

hafızam beni sürekli yanıltıyor. geçen yıl yurda ekimde girdiğimi sanıyordum fakat az önce twitterdan kontrol ettiğim üzere kasımın sonunda girmişim. eğer doğru hatırlıyor olsaydım yurtlar müdürlüğünü arayıp aralık gibi kayıt olabileceğimi öğrendiğimde pek hayal kırıklığına uğramayacaktım. böyle anlarda iyi ki twitter var diyorum. günlük gibi. ne tuhaf.

21112

acaba yurtlar müdürlüğüne gidip yalvarsam beni yurda alırlar mı? ya da MMden atlamaya kalksam? of. YURT LAZIM!

291012

bu da böyle bir anımdır.

271012

heves ettiğim bütün hobileri artık emeklilik klasörüne atıyorum. ileride köy evinde yaşayıp kendi şaraplarını yapan, o şarapları da yine kendi yaptığı şekerden kadehlerde içen bir keyif pezevengi olacağım. derya baykal götümü yesin.

251012

bugün aldığım en güzel mesaj buydu sanırım. ne güzel arkadaşlarım var!

231012

bu günü de kickstarter senin projemefon benim derken hiç ettim. o kadar yıllık tecrübeye rağmen hala "bayram tatilini ders çalışarak geçireceğim." diyebiliyor ve buna içten bir şekilde inanabiliyorsam iyimserliğimin sınırlarını aşmışım demektir. neyse, yarın sabah erkenden kalkıp biriken diff konularını bitirsem, öğleden sonra organik kimya çalışsam, akşam 200 ve 304 ödevlerini yapıp gece de heykel projesi hazırlasam sabaha karşı huzurla ölürüm işte. mis!

221012

az önce birden bire BOB'S BURGERS! BOB'S BURGERS! diyip imdb'ye girdim. dönemin başından beri kafamın köşesini kurcalayan bir şeyleri unuttuğuma dair o his geçti nihayet. BOB'S BURGERS TABİ YA!

211012

ülkü'yü havuza ben götürdüm bu hafta sonu. o yüzerken ben de tribünde oturup little fears oyunumun karakterlerini detaylandırdım. etrafta o kadar çok çocuk varken korku oyunu senaryosu yazmak epey tuhaftı doğrusu. çok uzun zamandır oyun oynatmadığım için de bir miktar tedirginim. oyun oynatma şeklimi değiştirip yeni şeyler denemek istiyorum. oyuncularımı bu defa cidden korkutmak istiyorum.

191012

iştahsızlık günlerim geri döndü. imge kitapevine sığınıp kendime gelmeseydim sokakta bayılıp kalmam an meselesiydi. yemek yemeyi unutmamak için telefonuna alarm kuran kaç kişi daha var acaba dünyada? 

161012

kimya çs'sinde götüm donduğu için kütüphaneye sığındım yine. burnumdan sümükler aka aka ders çalışıyorum. tamam yalan söylüyorum, ders çalışmıyorum. tool dinleyip vikitap'ta okuyacak kitap arıyorum. dönemin başından beri küçük kağıtlara yazdığım diff notlarıysa koca bir yığın halinde deftere geçirilmeyi bekliyor. düşüncesi bile yoruyorken nereden güç bulup da çalışmaya başlayabileceğim hakkında hiç bir fikrim yok. parabola dinleyeyim bari. we're eternal sonuçta.

151012

kimya çs'sindeyim ve saat şu anda on sekiz elli dört. önümüzdeki altı dakikayı iyi değerlendiremezsem koskoca bir saat altı dakika boşa gidecek.

131012

bu güzelim cumartesi gününü de ders çalışmak üzere okula gelip bilgisayar başında çürüyerek geçirdiğime göre procrastination tanrılarına olan ibadetimi layığıyla yerine getirmişim demektir. amin.

111012

şu yaşımda çarpıntı sahibi bir insan olmuş olmam ömrümün uzunluğu konusunda beni işkillendirse de, bu durumu "en azından eğleniyorum lan." deyip hayattan keyif almak için bahane olarak kullanıyor, adeta mini çakallığın sınırlarını zorluyorum. bir yandan da biraz daha yaşlanınca çarpıntısı olan bir öğretmen olarak ne kadar havalı olacağımı düşünüp hayali örgü battaniyeme sarılıyorum. geçen yılın sonlarında üzerime yerleşen öğretmenlik yapma hevesimde de en ufak bir azalma olmadı zaten. classroom management adlı 304 kodlu  formasyon dersinden çıktığım gibi ödev yapmak üzere kütüphaneye kurulmam beni ne kadar öğretmen yapar bilmiyorum ama BEN ARTIK ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM. eğitim fakültesi dekanlığına önemle arz ederim.

91012

sekiz saat sonra aynı yere geri döneceğimi bile bile her akşam eve dönmek öyle zor ve öyle saçma ki... kasım gelse, yurda yerleşsem diye bekliyorum. ara sıra da barakada uyuyarak kaçamak yapıyorum.

81012

yalnız kalmayı o kadar özlüyorum ki bazen arkadaşlarımı ders çalışmam gerek diyerek ekip devrime bulutları izlemeye gidiyorum.

71012

dersler bütün ağırlığıyla üzerime üzerime çökerken ben bütün günü eymir'de müzik dinleyip arkadaşlarımla eğlenerek geçirdim. sinan, deniz, damla, ege, fatma, cem, selin, mert ve onur'la içtim, güldüm, dans ettim, altın denizlerde bile yüzdüm. bir parça saç telinin aklımı yerinden çıkartmaya yetebileceğini keşfedip kulaklarıma hakkettikleri değeri göstermediğimi idrak ettim.

30912

ne zamandır sinemada bu kadar gülmemiştim. ted güzel filmmiş.
ayrıca film boyunca donny'nin kim olduğunu hatırlayacağım derken çıldırdım. az önce baktım, phoebe'nin üvey kardeşi frank'miş. resmen rahatladım.

29912

bütün günü friends izleyerek geçirdikten sonra "bugün diff için ne yaptın?" diye sordum kendime, sonra kalkıp ders notu geçirmek üzere masamın başına oturdum. okulun ilk haftasında ders yapılmadığı yıllar çok uzak şimdi. neyse ki en azından artık önlük giymiyoruz.

26912

mathematics for chemists adlı 257 kodlu nam-ı diğer diff dersine girdim bugün. aksanıyla akıl yakan italyan asıllı bir çizgi film karakteri veriyor dersi.

pis moruğun notları - charles bukowski

"bilmiyorum," dedim, "ama bildiğim bir şey varsa o da bir ada­mın kanatlarını kesmenin hayalarını kesmekten farksız olduğu.

25912

dün geceyi toplulukta kitap okuyup uyuyarak geçirdim. yurt yine neyse de, topluluk odasında uyuyabilme lüksünü odtü dışında bir yerde bulamazdım sanırım.

23912

bir süredir sadece bonobo animal magic dinliyorum. bitmek bilmeyen bir film gibi dönüp duruyor albüm.

citizens, hear me out...
this could happen to you!

22912

eşmen geldi bugün. kızılay'dan film aldık. çimlerde uzanıp sohbet ettik. kimya'da dünyayı kurtardık. gıda'da abdullah, deniz ve egeyle içtik. sonra eve gidip birlikte yer yatağında uyuduk.



21912

baraka önüne attığım larp perdeleri üzerine yayıldım yine. keyfime denecek yok. yine.

20912

istanbul'a giderken sıvı yönetmeliği sebebiyle görevlilere takılan şarabımı almak üzere gittiğim hava alanından dönerken dünyanın en saçma şeyi oldu. müzik dinlemek için çantamdan kulaklığımı çıkardım ve daha kulaklıkları kulağıma takamadan telefonum çaldı.

19912

kayıt işim iki dakikada bitince bütün günü abdullah, mert, sinan ve irfan'la baraka önünde göt yayıp içerek geçirdik. çok tatlıyız.

17912

bütün gün burnumdan sümükler aka aka değirmendere sahilinde dolaşıp tekneleri elledim. yosun kokladım. sadece türk sanat müziği çalan bir yerde ev mantısı yedim.

13912

istanbul'dan gölcük'e gitme süreci epey sıkıntılıydı. gölcük'e ulaştıktan sonraki kısım ise bol bol "nasılsınız? ben de iyiyim, çok teşekkürler. evet, iki buçuk yıl sonra mezun olacağım. hı hı. iyi ki geldiniz. kısmet. tabi tabi, inşallah." içeriyor. kınayı da tek fotoğrafla özetlemek mümkün zaten.

12912

biriken filmleri yıkattıktan sonra yaşadığım "şimdi ben bunları bu kadar zaman sonra ne deyip de yollayacağım?" gerginliği yüzünden kanser olursam "iyi kızdı ama kafasına çok takıyordu, ondan oldu hep." demeyin olur mu?

11912

rüyalardan screen shot alabildiğimiz gün güzel bir gün olacak. o zamana kadar uçakla idare edebiliriz.

8912

bugün odaya gittiğimde masada uyuyan sinan'ı ve uykusuz gözlerle etrafa bakınan abdullah'la deniz'i görünce yarım saat sonra gireceğim inkılap tarihi sınavına dair en ufak bir endişem kalmadı. birlikte çatı'da kahvaltı yapıp muhabbet ettik. sinan nihayet ingilizceyi sökmüş. navigasyon cihazı tadı veren ingilizcesi farklı bir boyut katmış olsa da her zamanki sinan'dı işte. abdullah yokluğumuzda ankarada epey sıkılmış. deniz yeni kindle'ını gurps kitaplarıyla doldurmuş. şöyle bir kurcaladım da fena değil. alsam nasıl olur diye düşünmeden edemedim. sınavdan sonraysa baraka'nın yanında güneşlenip kitap okuduk. kampüs etrafta az insan olunca bir başka oluyor.

5912

bursa kumaş pazarına girince yaşadığım mutluluğu dondurma dükkanına girince yaşamıyorum. tabi bu cümle dondurmayı pek sevmediğim için çok anlamlı olmadı, ama olsun, yapısı itibariyle oraya dondurma dükkanı yerine turşucu yazsaydım daha çok şey ifade edecek olsa da şık durmayacaktı. neyse, uzatmanın anlamı yok. verilmek istenen mesaj açık; bursa kumaş pazarını seviyorum!

4912

ben dikiş yapmayı özledim.

1912

bir açık öğretim fakültesi bütünleme sınavı daha kapıda. sekiz gün sonra sınavım var ve geçebilmek için en az yetmiş bir almam gereken hukuka giriş adlı derse dair hala en ufak bir şey bilmiyorum.